Düşlüyor Ölümünü Ruhi Bey

DÜŞLÜYOR ÖLÜMÜNÜ RUHİ BEY

                      Niye ölmemeli öyleyse
                      Yaşamak mutlu bir devinimse.

Ölüsünü bekliyor Ruhi Bey
Bir yanda Ruhi Bey bir yanda ölü
Ve görmemek ister gibi ölüyü
Oturmuş bir iskemleye.

                      "Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi
                      Bir ölüyü ve ölümün bütün inceliklerini."

Getirdiler beni sayrılar evine bir sabah
Asansörle yukarı çıkardılar
Tertemiz bir yatağa yatırdılar -ben böyle istedim böyle oldu-
Oda numaram 283'dü aklımda doğru kaldıysa
Pencereden tepeler görünüyordu, bulutlar ve birtakım kuşlarla
   devinen tepeler
Yakınımdan geçiyordu bazı kuşlar da
Beyaz bir saat asılıydı duvarda. Duvarın her yerinde
Bembeyaz saatler asılıydı
Ve her şey o kadar beyazdı ki, ayrıntılar
Yılların eklem yerlerini gösteriyordu sanki
Ve bütün eklem yerlerinde koskocaman bir ölü
Ruhi Beyin ölüsü
Hepsi de ur gibi sarmıştı beni
Sarmıştı ur gibi Ruhi Beyi
O gün sigara içtim akşama kadar
-İkinci gün aldılar sigaramı-
Ve saatler biraz sarardı
Sarardı bütün ayrıntılar.

Ve otuz sekizin altına düşmedi ateşim
Yataktan kalkamadım
O gece uyuyamadım sabaha kadar
Koridorlarda ayak sesleri, bağrışmalar
Kapı gıcırtıları veacayip sesler

                       "Bilmem böylece kaça çıktı beklediğim ölüler"

Üçüncü gün kan şişeleri, tüpler, serumlar
Doktorlar, hastabakıcılar
Aralıksız girip çıkmalar
Gidip gelmeler
Tepelerden pencereye akan kuşlar
Pencereye sıvanan kuşlar
Ve benim mutluluğumun altında
Kararıp yitti bütün ayrıntılar
Bir daha görünmedi
Ve artık hiç görünmeyen
Şişeler, tüpler, serumlar.

Ve o gün ilk defa ölüsünü gördü Ruhi Bey
Soğumuş gövdesini gördü
Donuk gözlerini, durmuş kalbini
Gördü neye benzerse bir ölü.

- Ben Ruhi Bey nasılım
- Mutlusunuz Ruhi Bey.

Yarın gazetelerde çıkacak ilanlarım
Ruhi Bey öldü
Bu ölüm töreninde mutlaka bulunacağım
Bir daha görmek için ölümü
Çelenkler yığılacak avluya
Ki benim sayısız ölülerime
Yaldızlı yapraklarını kıpırdatarak bakacaklar
Sevgiyle

Ve babam elinde gümüş kırbacıyla
Bir başına bir ölü
Annem bir limon görüntüsünün önünde giyinmiş ölümlüğünü
Ölüler halinde duracak onlar da
Dışımdaki ölüler, içimdeki ölüler
Bir alaşım halinde, donuk güneşin altında
Ve benim mutluluğumun altında
Akıp gidecek bütün kötülükler
Ölümün armaları gibi
Akıp gidecek sonunda.

Niye ölmeli öyleyse
Yaşamak mutlu bir devinimse.

KORO

ÇİÇEK SERGİCİSİ, MEYHANE GARSONU, MEYHANE PATRONU,
KÜRK TAMİRCİSİ YORGO, HAYRÜNNİSA, GENELEV KADINI,
OTEL KÂTİBİ, CENAZE KALDIRICISI ÂDEM, AKORDEONCU KADIN,
EMEKLİ POSTACI, V.B.

Çelenklerimizle geldik, yoktunuz
Ara sokaklarda, pasajlarda aradık, yoktunuz
Meyhanelere baktık, otellere sorduk, yoktunuz
Nerdesiniz Ruhi Bey?

RUHİ BEY

O kadar bekledim ki, geliyorum
Ölümümü bekledim, geliyorum
"Bir ölüyü ve ölümün bütün inceliklerini"
Bekledim geliyorum

Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.

Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
Havuzun kırık taşlarını -siz bilmezsiniz-
Limonluğu ve kırmızı konağı -siz bilmezsiniz-
Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi -siz bilmezsiniz-
Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz-
Gömdüm ben, geliyorum.

KORO

İyi biliriz biz, iyi biliriz
Neredesiniz Ruhi Bey.

RUHİ BEY

Gömdüm hepsini, geliyorum
Bütün ölülerimi gömdüm, geliyorum.

KORO

Peki, ya sonuç Ruhi Bey, ya sonuç
Biz sizi tanımaz mıyız
Siz ne yaparsınız bundan sonra, biz ne yaparız
Bir bütünün parçalarıyız, bir bütünün parçalarıyız.

RUHİ BEY

Sonuç mu dediniz, ne dediniz
Sonuç hiç gömülür mü, geliyorum
Ben yalnız ölülerimi gömdüm, geliyorum.

KORO

Doğrusu anlamıyoruz Ruhi Bey
Her insan biraz ölüdür
Biz ki bir bütünün parçalarıyız, biliriz
Her insan biraz ölüğdür.

RUHİ BEY

İnsan yaşıyorken özgürdür
Yaklaştım iyice, geliyorum.

KORO

Her insan biraz ölüdür
Biz de biraz ölüyüz.

RUHİ BEY

Ölüler ki bir gün gömülür
İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler
İnsan yaşıyorken özgürdür
İnsan
               yaşıyorken
                                      özgürdür.


Ahmet Oktay, Belirsiz Okunamayan Geçmiş




KARA BİR ZAMANA ALINLIK

1. yenik güne ezgiler

XX. BELİRSİZ OKUNAMAYAN GEÇMİŞ

Bahçe sustu. Göçe hazırlan!
Göçe hazırlan! Usulca kapat
Ahit Sandığı'nı, sürgünden
sürgüne dolaştırdığın. Tamamlanan söz
zamanda içerilmiştir: Yiter de
bulunur da: Çocuksuz
bir bayram yerinden geçerken (o hüznü
gezdirdin kalbinin üstünde
yıllarca bir muska gibi) ve uyanırken
belirsiz bir düşten (sandığın kadar
duru değil gerçek de; kaç kez
sınadın etinde: Yanılmanın kendisiydi
doğru denilen). Ah! Üç yerde göz göze geldin
sözcüğün mağara gibi karanlık
içiyle: Yakılmış bir el yazmasının
eşelerken külünü, ürkünç
trampetler vururken. Yoksul da
yoksulu kovalarken. Yazdın artık
bir nöbet titremesiyle; ardında
ölümlerin tortusu. Manşetten
tek sütuna düşen ölümlerin. Bir ecza
gibi açığa çıkardı her cümlen
öz geçmişini. "Taun gününde
insanın tek konuştuğu kendisi" dedin
ve Ey Bilici, ey Çocuk,
oku gözümün merceğini" diye seslendin,
"okunamayan geçmiş de çünkü, belirsiz
gelecek gibi." Kapat Ahit Sandığı'nı
tamam oldu söz. Dağlandı parmakların da
tuttukça "evet" ve "hayır"
taşlarını. Yine de bilmiyorsun
yazdıkların soru mu, yanıt mı? Ürkünç
olan bu: İnsan değil asıl yargılanan,
Yazı. Kapadın sandığı ve dedin:
"Ne mutlu sana. Okurun yenilmişi
ve dirilttiğisin". Her gece, kandilini
değiştirirken gizini sızdırmaya
uğraştığın usta da şunları söylediydi
uyandırıp yola çıkacağın sabah
yıllar önce sana: Tek giz
bugündür, onu anla. Hikmetin
vuruculuğu basitliğinden. Ama unutma;
Bir de çoğuldur Ah! Zamanın ağusunu
sağarken ne çok öğrendin: Amacı
bulmak değil Gömücünün
aramak. Cinayetten korkunç
olansa cinayete alışmak. Ölüm
doğallaşınca çünkü onanır zorbalık da. Mevsim
değil ırmak çağıltısıyla akan, bir türlü
küllenmeyen zaman. Bu suskun bahçe
hem vedâ hem söz veriş. İlk günkü çocuk
senin yazgın: Elinde ekmekle
gülümseyen. Kıyıdadır
daha; bul ve konuş. Belki de
odur çağdaşın:
Ey çocuk!
deden kitliyor ardımdan kapıyı, ama
unutuyor "bir bardak su dök" dediğimi. Sen
anımsa. Çok başka yerde buluyor
çünkü insan evini. Anımsa! Anımsa!
"Bir kitap, belki de senin
yazacağın" diye seslendiğimi.
Anımsa. Anımsa!
Ölümün kokusunu ve gülün estiğini

Belleğin geleceğin Bilinci.